GÜNAYDIN

Ne, ne oldu ?!
Alarm çaldı, sabah oldu kalk..
Dur şimdi, ikinci alarm çalacak beş dakika sonra, o zaman kalkarım.
Bu ikinci alarm zaten, kalk hadi geç kalacaksın.
Yahu bir şey olmaz azıcık daha yatayım, uyandım şimdi kalkabilirim, tamam!..
Kalkamayacağını biliyorsun, sonra sen sinirleneceksin yine.
Ama baksana yatağım ne kadar sıcak, yorganımı da çok seviyormuşum ben yahu, üşürüm ben şimdi karnım falan ağırır kalkınca..
Bir anda kalkarsın yataktan olur biter, her sabah öyle olmuyor mu?
Gözlerimi açmadan şu rüyamın devamını görseydim bari biraz, ne güzeldi.. Bir dakika, nasıldı? Güzel bir şeydi ama!?
Artık rüyana dönemezsin, unuttun bile.
Off! Gitmesem bugün ne olacak sanki, hiç geç kalmadım şuana kadar..
Ne mi olacak, kalktığında kendine lanet edecek, servisi kaçırdığın için 2 arabayla gitmek zorunda kalacaksın. Yani, o kadar yol yürüyecek, gereksiz para vere…
Tamam tamam, anlaşıldı kalktım..

Gecikmişsin bile, beş dakika içinde giyinmen lazım.
Aman son bir bardak çayı içmeyiveririm..
Sonra yine dayanamayıp, koşturarak yana yana içeceksin çayını.
Yok ama dur, bu olmaz, şunu giyeyim..

Off, yandım.. Ama hala vaktim var..
Bırak şu çayı!
Sonu çok güzel oluyor ama..

Hiiiyy, az önce geçen benim servisim miydi? Koş koş koş..
Hayır, beş dakika daha var gelmesine.
Ya erken geldiyse?.. Dolmuşa mı binsem? Çok bekledim, gelmiş olması gerekirdi..
Bu saatten sonra zaten yetişemezsin 2 dolmuşla. Gelmedi daha, beklee!
Beş dakika daha gelmezse, giderim..
Bak şu adam servise birlikte bindiğin adam!
O da geç kalmış olamaz değil mi??
!!?? Heh işte geldi.
Ohh..

Pişt! Yaka kartını çıkar. Gelmişiz..

Hergün neredeyse hiç şaşmadan, tam da bunları yaşıyorum işte.. İkinci kişiliğim ortaya çıkıveriyor sabahları. :)
Hı hıım, sadece sabahları. ;)

Geçmiş Zaman

Buraya karalamayalı uzun zaman oldu, biliyorum. Yazmaya niyetlendiğimde de, bir türlü balıklama dalamadım hayatımın bir bölümüne. Ben de dedim ki şöyle bir baştan alalım. Bunca zaman içinde neler öğrenmişim.. Bir bakalım:


İkili ilişkilerde her iki taraf da kendini ‘haklı’ kabul ediyormuş.
Savunma, insanların sadece kendilerini rahatlatan, asla ‘kabul görmeyen’ bir şeymiş.
Her şey başladığı gibi ‘devam’ etmiyormuş.
İnsanlar gerçekten de ‘göründükleri gibi’ değilmiş.
Kimseye körü körüne ‘güvenmemek’ gerekirmiş.
İnsanlar hayal edemeyeceğim kadar ‘yüzsüz’ olabiliyormuş.
Arkadaş gibi görünen insanlar sadece seni ‘kullanan’ insanlardan ibaret olabiliyormuş.
İnsanlar ‘yüzüme gülerken’, arkamdan kuyu kazıyormuş.
En alakasız kişiler bile, birilerinin lafıyla ‘dolduruşa’ geliyormuş.

Her işte bir ‘hayır’ varmış.
“Bir daha kimseye güvenmem.”  derken, birileri sana tekrar güven tohumları ekebiliyormuş.
En iyi arkadaşlıklar, yıkık dökük arkadaşlıkların ‘üzerine’ kurulabiliyormuş.
Aynı ana babadan olmayan insanlar da ‘kardeş’ olabiliyormuş.
İnsanlar, sen ne kadar iyi niyetli olursan ol, mutlaka ‘arkandan’ konuşuyorlarmış.
Seni, arkandan ‘savunabilecek’ çok az kişi varmış.
Senin gibi ‘düşünebilen’ birileri bulunabiliyormuş.

Üniversite öyle ‘kolay’ bir şey değilmiş.
Stres insanı ‘hasta’ edebilecek boyuta gelebiliyormuş.
Hayatta her şey ‘kontrolümde’ olmuyormuş.
‘Göz’ diye bir şey gerçekten varmış.
Her şeye rağmen, ‘çalışınca’; oluyormuş.

İnsanların çoğu, sadece ‘dış görünüşe’ önem veriyormuş.
Biraz bakımlı olunca, insanların ‘tavrı’ bile değişebiliyormuş.
Bu, sanıldığı kadar ‘hoş’ bir his değilmiş.

Bazen en yakınların bile, ‘yapabileceğine’ inanmıyormuş.
Sadece ‘kız’ olduğun için, insanlar farkında olmadan sana ‘etiket’ler  yapıştırıyormuş.
‘Gurur’, insanın gözünü kör edebiliyormuş.
İnsan gerçekten de en çok sevdiğiyle, büyük kavgalar ediyormuş.
Ne olursa olsun, ‘sevgi’ azalmıyormuş.

‘Özlem’ zormuş..
‘Zaman’ geçmek bilmiyormuş.
İnsan herkesin içinde ‘yalnız’ kalabiliyormuş.

Hayatta en önemli şey, ‘sağlık’mış.
“Benim başıma gelmez”, denilenler başa gelebiliyormuş.
Ateş gerçekten de sadece ‘düştüğü yeri’ yakıyormuş.
Hayat, kısaymış..

İnsan.. Değişebiliyormuş.
Her gün biraz daha büyüyormuş.

Önemli olan ,inadına.. “gülebilmekmiş”..

Hayatıma; kıyıdan köşeden, bir şekilde giren herkes bana bir şeyler öğretti, beni ‘ben’ yaptı. Bu yazı onlar için olsun..

Monotonluk Maratonu

Apartman kapısından çık. Bakkala selam ver. Kulaklıklarını tak, heh oldu şimdi dış dünyadan koptun. Her zamanki yoldan sahile in. Yanında durmuş sana korna çalan -bunu duymana gerek yok, direksiyonun üstüne eğilmiş sana bakmakta olan gözlerle karşılaşman yeterli- dolmuşa aldırmadan durağa yönel. Hmm ilerde park halinde bir araç var, yanından geçerken camında saçını düzelt.

Ovv durak hayli kalabalık. Otobüse sığabilmek için stratejik bir noktaya geç. Paranı hazırla. Aa! Bu şarkıyı çok seversin bak, sesini aç. Nihayet, otobüs geldi. Muavinle konuşmaya gerek duymadan parayı uzat, o zaten nereye gideceğini biliyor. Orta kapıda kendine güvenli bir yer bul. Puff, şimdi 45 dakika ayakta durmaya çalışacaksın…

Yolu yarıladık. Opss! Koca çantası ve kalçasıyla otobüsten inmeye çalışırken seni de çekmekte olan pazarcı teyzeye pis pis bak.. Heh işte geldik. Otobüsten in, birkaç gündür yaptığın gibi yine basamakları ikişer ikişer çık.

Sınıfın önündesin, yeni arkadaşlarını gördün. Kocaman bir gülümsemeyle, sıcacık bir merhabayla karşıladılar seni. Harika, sen de aynı şekilde karşılık ver. Şimdi bir buçuk saat hocanı dinlemeye çalış, ders arası arkadaşlarınla kahve içip -uyanmak için- sohbet et. Sohbet çok güzel, şimdi sınıfa dön. Bir buçuk saat daha..

Sınıftan çık, arkadaşlarınla durağa kadar yürü. Otobüs orda, arkadaşlarınla vedalaş. Şanslısın, oturacak yer var. Kulaklıklarını tak. Yol boyunca günün kritiğini yap. Ee, hangi şarkıları dinledin, farkında bile değilsin.. Olsun.

İneceğin yere geldin, düğmeye bas. Hmm deniz rüzgarı.. Hırkan nerde?.. Heh tamam. Hızlı adımlarla eve yönel. İşte geldin.

Eve adımını atar atmaz başka bir insana dönüştün. Odana girip üstündeki Ecem’i çıkar. Ah..yorulmuşsun..

 

Okul hayatımı bilinçli olarak  her zaman belirli rutinlerin üzerine kurdum. Her sabah geçtiğim yerlerden saat kaçta geçtiğim belliydi, esnaf beni tanırdı, her gün karşılaştığım adamla yine aynı saatte mi karşılaşacağımızı anlamak için dakika tutardım..

Yine okul dönemi başladı ve ben yine rutinlerimi oluşturdum. Ama farklı bir şeyler var bu kez.. Monoton hayatımdan sıkılmıyorum. Hayatımda ilk kez okula giderken mutluyum.  Belki üniversiteli olmanın heyecanı, belki de çömezliktir.. Belki de monotonluk maratonumun kurallarını sevmeye başladım. Belki de sınavlar başlayınca lanet ederim. Bilmiyorum!!.

 Tek bildiğim; uzun zamandır ilk kez hayatımdan memnunum.

Nice Yıllara..

Tuğçe’cim, canım arkadaşım..

Doğum günün kutlu olsun bacım :) .. 18. yaşın sana uğur getirsin. Güzellikler, mutluluklar peşini bırakmasın.  O çok sevdiğim sıcak gülümsemen hiç eksik olmasın.. 

Nice yıllara benim küçük kardeşim.. :) Birlikte geçireceğimiz uzuun , güzeel, nice yıllara.. :)

Merhabaa!

Ben geldim! Herkese merhabaa..

Nihayet sayfamın görünümünü tamamladım ve ilk yazımla işte karşınızdayım. Evet evet, ben hazırım.. :)

Üniversiteye kayıt oluşumla birlikte yeni bir döneme başlamış oldum. Bilgisayar mühendisliğini kazanmış olduğum içinse, bu anlamda ilk adımımı bu blogu açarak atmak istedim.

Umarım herkes için keyifli bir mola yeri olur bu sayfa..

Hayırlı olsun! Sık sık görüşmek üzere..